Sayın matahari'nin bizzat kendi elleriyle açtığı bir başlıkla onurlandırılmak müthiş bir duygu.
Aman efendim, ne demek... Asıl, sizin başarılarınızı paylaşmak benim için büyük bir onur.
Xenomorph dostu güzel insan + feylesof (

) Shax'in izniyle alıntılıyorum:
Hep birlikte, cehaletin gercekten erdem sayildigi bir ulke yarattik. Her seyden korkabiliriz artik.
Mükemmel tespit! Hal böyle olunca,
'gelecek' adına yapılan en ufak çaba/girişim benim için kutsal sayılır. Hele ki sizin gibi değerli eğitimcilerin yıllar sonra filizlenecek tohumları sabırla toprağa serpmesi, gerçek anlamda takdir edilecek bir çabadır. MakerEvi girişimini ve emek veren tüm eğitimcileri ayakta alkışlıyorum!
Sonuçta ticari bir faaliyet, bir iş bu.
Amaci sadece tucarrlik olan frengi kilikli adamlara ne muameleler yapiyoruz be. Bu girisimin ulvi tarafi cok daha agir.
Katılıyorum, ve ekliyorum... Ulvî tarafın ağır basmasında, Alcofribas'ın Tanzimci'nin rahle-i tedrisinden geçmesinin büyük rolü olduğunu düşünüyorum. Mangal kömürü, çanak anten ve Yusuf Tavaslı imzalı
"Mealli Yasin-i Şerif" üçgeninde aydınlanarak, ticaretin sadece alışveriş olmadığı gerçeğini özümleyen bir ustanın yanında yetişmek herkese nasip olmaz. Amstrad kasedi bahanesiyle, güzel insanlar tanıdık. Onların iyi yanlarını örnek aldık. Bu bağlamda, Alcofribas'ın MakerEvi girişimi beni şaşırtmamış, aksine
"kendine yakışanı yaptı" hissi uyandırmıştır.
Eminim o da bu başlığı açarken, '87 yılının soğuk bir kış günü "Mert bu crunch(sıkıştırma) nasıl oluyor yahu?" soruma verdiği "Dur ben sana biraz Huffman anlatayım" dediği anı hatırlamış ve "bak bir işe yaramış" diyerek duygulanmıştır. Aynıyle vakidir bu olay. Kendisi 17 ben de 14 yaşındaydım.
Estağfurullah,
"Bak bir işe yaradı" diye düşünmek haddime değil.
"O yıllarda birlikte öğreniyorduk" diyelim istersen.
Evet, '87 yılının soğuk kışı... O zamanlar memlekette Internet, kaynak kitap, vs. olmadığı için "Huffman" denildiğinde akla gelen ilk şey, Kadıköy Hacı Bekir'in çaprazındaki kuru temizlemeci olurdu! (bkz:
http://www.hkt.com.tr/) Haliyle, Alcofribas ile belediye otobüsünde yaptığımız derin sohbetlere kulak misafiri olan yurdum insanı,
"Madem o kadar iyiymiş, dur ben de bir deneyeyim. Babadan kalma ceketi temizleteyim" duygusuna kapılırdı.
Buna benzeyen bir anekdot daha var. Yine aynı yıllarda, elimizde kopya Amstrad kasetleri ile bilgisayarcıları dolaşıyoruz. Erenköy/Tütüncü Mehmet Efendi Caddesi'nin başında, hani şu yanan Mavi Çarşı vardı ya, onun orada MicroShow(ya da benzer birşey) isimli bir bilgisayarcıya girdik. İşte kaset maset muhabbeti yaptıktan sonra konu nereden açıldıysa matahari'nin ağzından "garbage collection" kelimeleri döküldü. Ardından işyeri sahibinin tepkisi şöyle oldu: Sen gel bakayım şöyle!
Benzer sebeplerden dolayı, "Garbage Collection" (GC) meselesi de zamanında yanlış anlaşılır, Göztepe minibüsündeki az-çok İngilizce bilen teyzeler tarafından
"Bak oğlum, okumazsan bu abiler gibi çöp muhabbeti yaparsın!" şeklinde yorumlanırdı. Acı olan, 30 sene sonra hala çöp muhabbeti yapıyor olmam. Ama bu kez, Unreal Engine 4 üzerinde yazdığım multi-thread C++ kodun, PlayStation 4 Pro'nun 8 çekirdek AMD Jaguar işlemcisi üzerinde yağ gibi akması için nasıl GC free olabileceği konusunda... Hiç bitmeyen çöp muhabbeti.
